İstanbul’un kadim surları, çocukluğumdan bu yana zihnimde devasa bir sınır çizgisi olarak yer alıyor. Bir zamanlar şehri dışarıdan gelen tehlikelere kapatan bu taş kütleleri, bugün plansız kentleşmenin ve ihmalin ortasında kendi varoluş savaşını veriyor. "Surlar ve Suretler", bu eşsiz Bizans mirasının üzerindeki ağır yükü ve onun hemen dibinde akıp giden, surlara tutunan gündelik hayatı bir araya getiriyor. Projedeki keskin siyah-beyaz tercih yalnızca estetik bir karar değil; tarihi dokunun ağırlığı ile modern yaşamın getirdiği tahribat arasındaki o tavizsiz çatışmanın görsel tercümesi. Bu seri, bir belgelemenin ötesinde, izleyiciyi surların gölgesine sığınan suretlerin izini sürmeye ve yok olmanın eşiğindeki kültürel belleğimizle yüzleşmeye çağırıyor.