Tanzanya, Morogoro. Ten renginin biyolojik bir detay olmaktan çıkıp hayatta kalma sınırlarını çizdiği yer. Bu anlatı, keskin bir genetik zıtlık ve iki farklı annelik pratiği üzerine kurulu. Bir yanda albino çocuğunu güneşten ve toplumdan sakınan siyah bir anne; diğer yanda tarlada kendi bedenini tüketerek siyah çocuklarına bakan albino bir anne. Ortada bir mağduriyet hikayesi değil; sert bir coğrafyada yoksulluğun, bedensel tahribatın ve genetik rastlantıların şekillendirdiği iki farklı hayatta kalma stratejisi var.
I. Bölüm: Sığınak ve Nöbet (Happiness Emanuel Mlugu)
Morogoro şehir merkezi. Eşini kaybetmiş, tek odalı bir eve sığınmış siyah bir anne ve albino çocuğu. Burada güneş sadece bir iklim olayı değil, kalıcı bir tehdit. Happiness’in anneliği, kapı eşikleri ve dar avlu gölgeleri arasına sıkışmış kesintisiz bir nöbet hali. Çocuğunu yakıcı ışıktan ve toplumsal tecritten koruma refleksi, anneyi dış dünyanın tüm sertliğiyle tek başına bırakıyor. Bütün savunma hattı tek bir odanın içinde, tek bir kadının omuzlarında.
II. Bölüm: Toprak ve Tahribat (Yudosya Valilian)
Bigwa tepeleri. Elektriğin ve güvenliğin olmadığı topraktan bir ev. "Bakıma muhtaç albino" ezberinin çöktüğü yer. Yudosya; eşinin ölümünün ardından tarlayı devralmış albino bir anne. Korunaksız bir bedenin, fiziksel olarak daha dayanıklı olan siyah çocuklarına bakmak için güneşe meydan okuyuşu. Yudosya'nın tenindeki ağır lezyonlar bir kabullenişin değil, toprağı işlemenin ve yaşama tutunmanın fiziksel faturası.